|
ESİNTİ
Bazen Kendisiyle Başbaşa Kalmak İster İnsan ...........
3/11/2009
![]() Bazen Kendiyle Başbaşa Kalmak İster İnsan Yalnızlığıyla Durulmak Bir An Bile Olsa Dünyada Tek Kalmak Yada Öyle Hissetmek İster..Herkes Fazlalıktır Sanki Aile dost Sevgili..Kimsenin Sesini Duymak İstemez ya Ve Hiçbirşeyin Umrumda Olmamasını Sadece Bir An İçin..İşte Öyleyim Sanki İstiyorum ki Geçmişi Geleceği yaşanılanı ve Yaşanalıcakları Düşünmeyeyim Sırf Kendim Olayım Kendimle Kalayım..Bir Ben Çıkartayım Benim içimden..Öyle Bir Ben ki Herşeyi Silsin Zihnimden..Dünyaya Yeniden Gelmiş Gibi Olayım.O kadar Olayım ki Bebek Gibi Kokayım Yeniden.Yeniden Öğreneyim Okuma Yazmayı Ve de Oyun Oynamayı Ama Hayatla Değil Çocukça Oyunları...Körebe Oynayayım Mesela Kapayayım Gözümü Ve Açtığımda Değişsin Dünya.Değişsin Hayat..Saklambaç Oynayayım Yahut Saklanayım En Ücra Köşelere Bulamasın Beni Karamsarlığım Geçmişim Gelmesin Peşimden Kovalamaca Oynarken Ardımda Bırakayım Acılarımı..Gözyaşlarımı Uçurtma Yapıp Uçurayım Göklere Yağmur Olup Yağsınlar Gitsinler.. Ağır mı Geliyor Bir Zaman Sonra Herşey İnsana Yoksa Ben mi Ağırım Bu Dünyaya..Kaçta Kaçı Toplarsam Bir Ben Ederim Acaba Yoksa Etkisiz Elemanmıyım Anlamam ki Matematikten..Şiirler Yazsam Döksem İçimi Hangi Satırlarda Bulurum Benliğimi...Karmakarışık Darmadağınım Annem Görse Yüreğimdeki Dağılmışlığı Kızar mı Odamı Dağınık Gördüğü Gibi.. Ben Yine Döneyim Hayatın Kendisine.Sorular Cevaplar Bitmiyor Zamanda Yetmiyor Üstelik Sorgulamaya..Hayatın Götürdüğü Yere Gitmek En İyisi Bu Satten Sonra Gönüldeki Sevdayla..Bir Yol Çizmişim Yürüyorum Ama Nereye Bilmiyorum Hatalarımla Sevaplarımla Yaşananacak Günlerimi Yanıma Alıp Birde Asi Yüreğimle Sevdamı Yeni Bir Yola Giriyorum Ve Kendimi Ardımda Bırakıyorum Yeni Bir Ben Oluyorum Umutlarımla Ve İyiki Var Onlar Diyorum...
POLYANNANIN SIRLARI
3/11/2009
![]() ![]() ![]() .Evimi bir parti sonrası temizlemek için saatlerce uğraşıyorsam; bir çok arkadaşım var demektir. · Faturalarımı ödeyebiliyorsam; bir işim var demektir. · Pantolonum biraz sıkıyorsa; aç kalmıyorum demektir. · Gölgem beni izliyorsa; güneş ışığını görüyorum demektir. · Otobüsten indiğim yerden işyerime yolu çok uzun buluyorsam; yürüyebiliyorum demektir. · Hükümet hakkında eleştiri yapabiliyor ve bu eleştirileri başkalarından da duyabiliyorsam; konuşma özgürlüğümüz var demektir. · Otobüs beklerken yanımdaki adam anahtarıyla oynuyor ve ben bu sesten rahatsız oluyorsam; duyuyorum demektir. · Camları silmem çatıyı onarmam gerekiyorsa; bir evim var demektir.· Doğal gaz faturam yüklü geliyorsa; ısınıyorum demektir. · Yığınla yıkanacak ve ütülenecek çamaşırlarım varsa; yığınla giyeceğim var demektir. · Çalar saatim sabahın köründe çalıyorsa; yaşıyorum demektir. · Akşamları kendimi yorgun hissediyorsan ve bacaklarım ağrıyorsa; o gün üretici olmuşum demektir. · VE TÜM BUNLARIN FARKINA VARABİLİYORSAM ; MUTLUYUM DEMEKTİR
(: ~ inSan KuraßiyeSi ~
3/11/2009
Unutanın Yazgısıdır Unutulmak!
3/11/2009
Unutanın Yazgısıdır Unutulmak! 'Nefret' ve 'münaferet' karşılığında kullandığımız “itiş kakış”ın, özü gereği bir çokluk içerdiği açık. Çünkü her işteşlik (müşareket) hâli 'ortaklık' ve dolayısıyla 'çokluk' gerektirir; yani en az 'iki' tarafa ihtiyaç duyar. “İtiş kakış”ı topluma ilişkin görmek, her defasında toplumsal bir durum olarak tanımlamak neredeyse âdet olmuştur. Bu yüzdendir ki bir otobüse binmek için çırpınan kalabalığın birbirini itip kakmasında olduğu gibi tasavvur ederiz hep itiş kakışı. Uyumsuzluk.. 'Nefret' denilince, iğrenme ve tiksinmenin akla gelişi, sözcükte saklı 'kaçınma' ve 'ürkme' mânâlarıyla alâkalı. Bir şeyden istikrah etme, o şeyi kerih bulma (iğrenip tiksinme), kişinin sadece o şeyden uzaklaştığını değil, uzaklaşmasının sebebini de gösterir: hoşlanmadığını... İğrenip tiksinen, iğrenip tiksindiğinden ürküp kaçar. Uzaklaşan ve dolayısıyla edilgen durumda olan tiksinenin kendisidir. Oysa 'itmek' (nefret), uzaklaşmaktan çok uzaklaştırmak; kaçmaktan çok kaçırmak gibi anlaşılır. İten uzaklaşan değil, uzaklaştırandır. “İtiş kakış” ise, ne ilginçtir ki, edilgen anlamıyla 'uzaklaşma'yı, uzaklaşma isteğini dışarıda bırakırken, hem uzaklaştırma'yı Nefret, öfke gücünün (kuvve-i gazabiye'nin) eseri. Bir ifrat hâli. İtidalden ayrılış. Fazilet değil bu yüzden, rezilet. İyi değil kötü. Bir tür zayıflık. Bir tür ölçüsüzlük. Çünkü sevgisizlik. Sevgiden yoksunluk. Biz bu nefreti, bu itiş kakışı, bu yoksunluğu “toplumsal ilişkiler” bağlamında ele almayı hatalı değil, gereksiz görüyoruz. Gereksiz, çünkü bu ele alış teşebbüsleri, her defasında insanı, insan nefsini, insanın kendisinde olup biteni ıskalıyor; insanın kendisini tanımasının önüne sed çekiyor; kaybedileni kaybedende aramayı ihmal ediyor; insanın başkalarından önce kendisiyle itişip kakıştığını görmemize mâni oluyor. İnsanı tanımalı, insanımızı hayvanımıza ezdirmemeliyiz. İten de, itilen de insandır en nihayet; başkalarını itmeden, başkalarınca itilmeden evvel tüm hoyratlığıyla kendisini iten, kendisince itilen... İtiş kakışı niçin kuyruk sıralarında arayalım ki? Niçin başkası'nı insanın dışında bulmayı deneyelim ki? Kendisini bulmaktan değil, aramaktan bile nefret eden yine insan'ın kendisi. Evet, kendisine başkalaşan, yabancılaşan, kendisiyle itişip kakışan, itişe kakışa kendisiyle arasındaki mesafeyi açarak yaşamı yaşanmaz hâle getiren de yine o! Muhabbet (sevgi), gerçekte, birleşmek demek; insanın kendi kendisiyle birleşmesi, ikiliği ortadan kaldırıp zatındaki birliği bulması demek. Öfke nefrete, nefretse kin ve intikama dönüşünce, kişinin zatına hoşça bakması, kendi başını yine kendinin okşaması nasıl mümkün olabilir? İki ben'le nasıl yaşar insan? İçi başka, dışı başkayken, kişi, bu iki benin itişip kakışmasına nasıl mâni olabilir? Kendi hayvanının yine kendi insanı üzerinde tepinip durmasını nasıl engelleyebilir? Mâni olamıyor ve/veya engelleyemiyorsa, bu “başkaların” sayıca artmasından nasıl kaçınabilir? Kaçınamaz! Bu nedenledir ki toplumsal şiddet, hergün görüp durduğumuz ürkütücü itişip kakışmalar, son tahlilde, yine insana dönmemizi gerektiriyor. İnsan, yeniden insan'a dönmek zorunda. Bakışını dışına değil, içine çevirmek; insanlığını kendi özünden türetmek, birliği dışarıda değil, kendinde bulmak, kendini sevmek zorunda. Çünkü insan, ne yapıp edip bir an evvel İnsan olmak zorunda. Alemde herşey zıddıyla kaim. Zorunluluk da buradan türüyor; zira bu âlemde zıddı olmayan, bir tek insan! DUCANE CUNDIOGLU
MÜKEMMELİZ
3/11/2009
Iyi bilinen bir konusmaci seminerine 20 dolarlik bir banknotu göstererek basladi. 200 kisinin bulundugu odaya "Bu parayi kim ister?" diye sordu ve eller kalkmaya basladi ve konusmaci "Bu parayi sizlerden birine verecegim fakat öncelikle bazi seyler yapacagim" dedi. Parayi önce burusturdu ve dinleyicilere "Hala bu parayi isteyen var mi?" diye sordu eller yine havadaydi. Bu sefer konusmacu "Peki bunu yaparsam?" dedi ve $ 20 i yere atti onun üstüne basti ezdi pisletti ve para simdi pis ve burusuktu fakat eller yine havadaydi ve o parayi herkes istiyordu. Ve konusmaci söyle dedi "Arkadaslarim burada çok önemli bir sey ögrendiniz. Burada paraya ne yaptiysam hiç önemli degil onu yinede istiyorsunuz çünkü benim ona yaptigim seyler onun degerini düsürmedi o hala 20 dolar!"Hayatimizda çogu kez verdigimiz kararlar veya hayat sartlari nedeniyle hirpalanir canimiz acitilir yerden yere vuruluruz kendimizi kötu hissederiz fakat ne oldugu yada ne olacagi önemli degil hiçbir zaman degerimizi kaybetmeyiz temiz yada pis hirpalanmis yada kirilmis bunlarin hiçbiri önemli degildir. Seni sevenler senin ne kadar degerli oldugunu her zaman bileceklerdir hayatimizin degeri ne yaptigimiz veya kimi tanidigimizla degil kim oldugumuzla alakalidir. Sen mükemmelsin bunu asla unutma. Her zaman elinde olanlari düsün olmayanlari degil... mükemmelsin canımcım ;)<- :: Sonraki Sayfa ->
|
||||